logo ms
YEŞİL / Celal Necati Üçyıldız
YEŞİL / Celal Necati  Üçyıldız
26 Şubat 2019 Salı
celalnecatiucyildiz@hotmail.com
TEKE DAĞI ETEĞİNDE AKDENİZ İLE KUCAKLAŞTIK

Bir Pazar sabahı uykuyu yarı bölerek Silifke ve Taşucu’ndan yola çıktık. İlk mola yeri İnce Kum’da deniz Kızı Kafe oldu. Denizin kenarında sıcak çaylarımızı içtik. Kahvaltımızı yaptık. Boğsak, tünel derken, aracımız Eğribük ya da Tahta Limanına sapıverdi.
İlyas Gürbüz’ün kireç ocağı olarak başlattığı sonra mermer ocağı olan yerde araçlarımızdan indik. Sırt çantalarımızı aldık. Yokuş yukarı yürümeye başladık. Yürümeye başlar, başlamaz bizi su sesi karşıladı. Yukarılardan yeni su gözleri patlamıştı. Yolun içine akıyordu. İlk resimlerimiz küçük şelale oldu. Sonra yörük evi, bizi çoban köpekleri karşıladı. Sevgi sözcükleri, ardından sahibinin sesi ile kuyruk sallamaya başladılar. Keçiler daha ağıllarda duruyordu.
Az gidip, bir kısa mola, derin nefes alma, yaklaşık 600 metre yokuş bitiverdi. Bizi Akdeniz karşıladı. Taşucu artık denizin öte yüzünde bize bakıyordu. Artık düz yollar vardı. Ara sıra enişler olsa da, yollarda yürümek zevk veriyordu.
İkinci yörük evi, Sarı Geçili Yörükleri kışları burada kalıyordu. Teke dağı eteklerine sırtlarını dayamışlardı. Çoban İbrahim bizi karşıladı. Köpeklerine ses etti: “Geri durun.”
Yanımızda getirilen kitaplar teslim edildi. Çoban Ayşe: “Teşekkür ederim” diyordu. Burada daha keçiler ağılda duruyordu. Güzelim Akdeniz koylarına göz dikmişlerdi.
Tisan, Mavi Kent siteleri başta yöre halkı karşı duruş sergiliyordu. Daha ÇED raporları çıkmadan Kılıç Balıkları organize sanayi içine bir fabrika yapmaya başladılar bile.
Yol boyunda Cam madeni ocağı açılmış. Sonra terk edilmiş. Araç yolu burada bitiyor. Bir mola sonrası artık orman içinde patika yollara giriyoruz. Taşlar, çalılıklar, çam pürleri üzerinde yürümek zevk veriyor.
Bizi çoban Sultan, keçilerini onların dilinden konuşarak yanımızdan geçiyor. Sonra yardıma gelen annesi bizi karşılıyor. Biz yürüdükçe Teke Dağı yükseliyor. Hem yürüyoruz hem masmavi Akdeniz’e bakıyoruz. Dalga seslerini duyuyoruz. Vurdukça köpükler yukarılara doğru çıkıyor.
Bir harman yerinde öğle yemeği molası veriyoruz. Azıklar çıkıyor. Ortada gazeteler sofra oluyor. Çay ve piknik ocağında kahve keyfi. Kimisi çayırların üstüne uzanıyor. Bir taraf deniz, bir taraf yükselen gökle buluşan Teke dağları. Bir uçak geçiyor gökyüzünden. Bir yerlerden Kıbrıs’a doğru gidiyor.
Ardık Dana adasının hizasına geliyoruz. Dana adası bütün güzelliği ile duruyor. Tisan imara açıldıktan sonra, sahibi Ahmet Selçuk Dana adası içi dava açmaya hazırlanıyordu. Elinde eski tapu kayıtları vardı. Ama ömrü vefa etmedi. Dana Adası da hazine de kaldı. Ama geçtiğimiz yıl öğrendik ki, orada tersane, çek çek yanaşma yerleri çıktı. Yaklaşık 4. y.y. dayanıyor. Ada sit alanına dönüştü. O kadar milliyetçilik sevdalısı çıkıp, oraya bir bayrak dikemediler. Oraya dokunmak lazım. Yatlar önünden geçerken, demirleyip ada içinde turlar düzenlenebilir. Yoksa yarın birileri gelip buralar bizim diye bayrak da diker, yerleşim yeri de açar.
Bizi üçüncü yörük çadırı da karşıladı. Derken patika yol bitti. Araç yolu başladı. 2,3 km. sonra Mavi Kent’e ulaşmıştık. Aracımız bizi bekliyordu. Dana adası önünde bir anı fotoğrafı çektirip, aracımıza bindik. Kargı, Işıklı, Akdere derken, tünel, Boğsak bir Pazar gezisi daha sona erdi.
Poyraz Doğa Gezginleri Derneğine teşekkür ediyoruz. Doğa ile buluşmaya devam ediyoruz.
Not: Fotoğraflar için Ümit Halit Üçyıldız’a ayrıca teşekkürler.

  Sosyal   Medyada   Paylaşın
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

Yorum yazmak için giriş yapmalısın