PEMBE / Havva Uyar
PEMBE / Havva  Uyar
25 Ekim 2017 Çarşamba
havva.uyar@hotmail.com
SEVGİ ANI BİRİKTİRMEKTİR

Sabahtan beri başım ağrıyordu. Ağrı, arada kendini unuttursa da inceden inceden zonkluyor varlığını hissettiriyordu. Basit bir baş ağrısı diyerek umursamamıştım. Tıpkı annem gibi ilaç almayı pek hazzetmezdim. Öğleden sonra Esin’le buluşmak için gittiğim kafe öyle gürültülüydü ki müziğin sesi başımın ağrısını katlanarak arttırıyordu. Yan tarafımızda kalabalık bir grup aileleriyle birlikte gelmişlerdi.Altı yedi yaşlarında çocuklar dört dönüyordu masaların etrafında. Bitmek bilmeyen istekleri , şımarıkça hareketleri, annelerine isteklerini yaptırmak için yalvaran bakışları, olmadı ağlamaları ortamı germeye yetiyordu. Tıs tak tıs tak müzik kafamda dolanırken “Ne işim var benim burda? Şimdi evimde olmalı, çayımı yudumlarken sessiz sakin yeni kitabımı okuyor olmalıydım.”diye geçirdim içimden. Israr etmese gelmeyecektim. Çok sıkıldığını ve rahatlamaya ihtiyacı olduğunu söylemişti. Zor zamanlarımda yanımda olmuştu. Şimdi ona hayır diyemezdim.

Esin’i lise yıllarından tanıyordum. Ben doğu görevinin ardından memlekete tayin olmuştum. Esin ise yıllar sonra eş durumuyla memlekete gelmeyi başarmıştı. Aşk evliliği yapmıştı ve bir çocuğu vardı. Eşi de muhasebe işindeydi.

Esin uzun boylu, balık etli denebilecek yapıda endamlı bir kadındı. Her zamanki gibi dar bir kot, üzerinde rahat bir tişörtle gelmişti. Alelacele çıktığı belliydi. Saçlarını topuz yapıp biraz allık, biraz rimel ve hafif bir ruj sürmüştü. Hala güzel bir kadındı. Malum trafik yoğun, nasıl geldiğini ayaküstü anlatırken garsona iki sade kahve siparişi vermiştik. Nasılsın, diye sorduğunda lafın gelişi sorduğunu bildiğimden fazla uzatmadan iyi olduğumu ve biraz başım ağrıdığını, bahçede açık alanda oturursak iyi olacağını söyledim. En azından müziğin sesi ve özellikle çocukların dikkat dağıtan hareketleri canımı sıkmazdı. Bunun için bir yarım saat beklemek zorunda kaldık. En nihayetinde nispeten daha rahat bir yere oturmuştuk. Evden, okuldan, çocuklardan ve son zamanda ikimizin de izlediği diziden konuştuk. Sohbet devam ettikçe asıl konuya geldik. Uzun zamandır çok sıkıldığını artık hiçbir şeyin tat vermediğini söylüyordu. Bunu hareketliliği seven değişikliklerden hoşlanan bir yapısı olduğu için doğal buluyordum. Küçük bir ilçede oturacak karakterde değildi. Büyük şehirde yaşam onun için daha doğruydu. Ancak eşinin işi, çocuğunun okulu şimdilik buna izin vermiyordu.
Çayımı yudumlarken dikkatle onu dinliyordum.

“Sonunda itiraf ediyorum.” diye söze başladı. Gerçekten çok mutsuzum. Her günüm birbirinin aynı. Hep aynı olayları yaşıyor gibi hissediyorum. Sanki hayatım bir tiyatro gösterisinin tek bir sahnesine takılı kalmış gibi her sabah perde aynı sahneye açılıyor. Rolünü iyi ezberlemiş olan ben her gün aynı sahneleri yaşamaktan inanılmaz derecede sıkıldım. Açık söylemem gerekirse buna kızım, kocam, annem, babam, etrafımdaki diğer bütün insanlar dahil. Annem her telefonda bıkıp usanmadan gün içinde komşularıyla yaptıklarını çekiştirip duruyor ve her defasında “Ya öyle mi? Cidden bu kadar da olmaz ki” gibi tepkiler vermem gerekiyor. Artık yapamıyorum. Hı hııı’ larla geçiştirdiğim bu tekli dialoglar müthiş derecede canımı sıkıyor. Kocama hiç bir şey diyemiyorum o kadar iyi niyetli ki ama düz bildiğin dümdüz… Nasıl anlatsam sana? Anlatacağı bütün hikayelerini biliyorum. Geçen akşam yemeğe gittik. Yeni bir yer açılmış, atladık gittik. Güzel bir saç kavurma yanında salata, meze envai çeşit ve küçük bir rakı açtırdık. Gece boyunca konuştuğumuz ne biliyor musun ? Yemek yiyoruz ve ikimizde ayrı ayrı etrafı seyrediyoruz. Kızın bu yılki kurs ücreti, evin taksitleri, arabanın bakımı haftaya gidilecek düğün ve düğün için giyilecek kıyafet, alınacak takı, şirketin ortağının vereceği yemek vs… Yemekte konuşulan bunlar. Gece bitti eve döndük, seviştik. O döndü yattı ben de döndüm yattım . Gençken ben böyle miydim.? Ya ama ben daha otuz beş yaşındayım zaten gencim ki gençken demenin bir anlamı var mı anla beni işte… Kendimi yaşlı hissediyorum. Özüm kurudu. Sanki ruhum buhar oldu.

İyi ki geldin biraz rahatladım. Kimseye bir şey anlatamıyorum. Bir elin yağda bir elin balda diyorlar. Tek kurtarıcım kızım. İyi ki doğurmuşum diyorum. Onun canlılığı tazeliği her gün bana yeni bir şeyleri keşfettiriyor. Ama yetmiyor işte… İçimdeki boşluğu doldurmaya yetmiyor. Bunu söylerken içim acıyor inan. Kızımı çok seviyorum. İlk zamanlar alışverişe çıkıyordum. Alabilmenin verdiği bir güven rahatlık vardı. Ne bileyim ben bir ayakkabı ya da yeni bir çanta aldığımda mutlu oluyordum. Şimdi artık evin eşyalarını ikinci kez yenilesem de içimin haykırışları susmuyor. Hiçbir şey yapmak istemiyorum. Bir şeyler eksik ve ben de o eksik yanımı arıyorum. Giderek sessizleştim sanki. Daha az kimseyle görüşüyor, daha az konuşuyor, daha çok uyuyorum. Dışım sessizleştikçe içimdeki sesler giderek çoğalıyor. Ne yapacağım ben?

Kahvelerimiz çoktan bitmiş, fala bakmak için kapatmıştık. Pizza ve yanında orta boy kola siparişimiz geldiğinde ikimizde sustuk.
Garson giderken ne söyleyeceğimi düşünüyordum. Evliliklerinin ilk yılları harikaydı. Birbirlerine aşıktılar, herkesin gıptayla baktıkları bir birliktelikleri vardı. Sanırım aşktan sevgiye geçişin sancılarıydı bunlar. Bütün duyguların dorukta yaşandığı dönem yavaş yavaş yerini evliliğin getirdiği rutin görevlere bırakıyordu. Olması gereken kaçınılmaz sorumluluklardı. “Önce derin bir nefes al.” dedim. Şunu unutma herkesin gıptayla baktığı bir evliliğiniz var. Eşini seviyor musun desem vereceğin cevap tereddütsüz çok açık ve net, öyle değil mi?

“Sen ne diyorsun Ayhan için ölürüm ben” diyen Esin’e “Ölme de yaşa” dedim. Uğruna ölümü göze aldığımız aşkımız için yaşamak, evlilikte vereceğimiz emeğin derecesine göre aşkı sevgiye dönüştürmekti. Evlilik beraberinde bir sürü sorumlulukları yerine getirmeyi gerektiriyordu. İki farklı karakter aynı evde yaşam disiplini geliştirecekti. Bu hiç de yabana atılacak bir durum değildi. Aşkın büyüsü bozulurken karşılıklı anlayış, sevgi, saygı, sabır ve sadakat gibi değerlerin beslenmesi ve büyütülmesi gerekiyordu. Annemin deyimiyle “Evlilik bir alıcı kuş; geçinmek zemheri ile kara kış.” idi.

Yeni okuduğum bir kitapta ilgimi çeken bir cümle aklıma geldi. Şu anki konumuza cuk diye oturuyordu. Esin dikkatle beni dinliyordu. “Sevmek anı biriktirmekle başlıyor.” diyordu kitapta. Ne güzel bir cümleydi. Aşktan sevgiye geçişin anahtarıydı bu cümle. Ve o anlar beraberinde paylaşımı, yaşam ortaklığını getiriyordu.

Allah göstermesin ve hiç kimse böyle bir dramı yaşamasın. Çocuğumuz bebekken öldüğünde mi yoksa gençken öldüğünde mi çok üzülürüz? Bir düşün… “Gençken” cevabını verdi Esin. Peki neden? Çünkü çocuğumuz büyüdükçe onlarla anılarımız çoğalır, anılar çoğaldıkça çocuğumuzla ilişkimiz anlam bulur, değerlenir. Bebek halinden genç halini daha çok sever oluruz ve sevgisi içimizde paylaştıkça bir yığın anı olur. Anılar çoğaldıkça da sevgimiz büyür katmer katmer açılan mis kokulu bir güle dönüşür. Bir gün bile evden ayrılsa bütün anıları hücum eder işimize aşımıza… Komşumuz ya da kasabımızla da durum aynıdır. Kısacası bütün ilişkilerimizde aynen böyledir. Ortak anılarımız az ise onlarla olan bağımız zayıflayıp sevgimiz azalıyor.

Bak canım! Ne zaman ilişkilerde sevgiyi sorguluyorsak ” Onlarla biriktirdiğimiz anılar nelerdir?” ve “Kalitesi nedir bu anıların?”Diye düşünmemiz gerekiyor. Yaşanmışlık nasıl bir anlam katıyor hayatlarımıza? Birlikte nelerden keyif alıyoruz? Keyif aldığımız şeyler çok mu az? Ya da aynı odada ellerimizde cep telefonu herkes kendine göre sanal alemlerde mi dolanıyor? İçi boş rutin sohbetler mi anı dediklerimiz? Ne dersin?

Anı biriktirmek her güzel şeyde olduğu gibi iyi bir yatırım gerektiriyor. Anlamsız hissettiğimiz şey dış dünyadaki yaşam değil aslında, kendi yaratıcılığımızı yitirmek. İçini boş hissettiğimiz bu düzende asıl boş olan içimiz. Belki de içimiz boş ve bu sebeple dışımız da boş geliyor olamaz mı? Dışımızdaki durumları suçlamak kolay çünkü sorumluluk almaktan kaçarız. Çevremizi suçlamak, etrafımızdaki insanlara bahaneler üretmek işin en ucuz yoludur. “Emeksiz sömek olmaz”mış sözü ilk annemden duyduğum ve benim için deneyimlerle anlamını bulan bir sözdür. Evliliklerimizde ya da ilişkilerimizde önemli olan yani asıl yatırım yapılması gereken yer senin kendi içindir. İçini genişletsen, ruhunu beslesen, hayatını seni geliştirecek, tek düzelikten kurtaracak etkinliklerle doldursan… mesela birilerine yardım etsen… hayır işlerinde olsan… müzik dinlesen… üretsen ya da bir müzik aleti çalmayı denesen… dil öğrensen… resim yapsan… şiir ezberlesen yani bir şeyler üretsen. Sonra biraz uzaklaşıp üreten seni izlesen… yaptıklarınla gurur duysan… bir kitap yazsan kaybolsan içinde ve sonra dönüp “Bunu ben mi yazdım?” desen… aileni, geçmişini, araştırsan… tarihini merak etsen, köklerini öğrensen… gezilere katılsan, fotoğraf çeksen ve o fotoğrafların içinde bir yolculuğa çıksan… belkide kendinle ilgili bilmediğin bir sürü şey keşfedeceksin. Kısacası kendinle ilgili anılar biriktirsen ve o anılarda kendini daha çok sevsen için dolacak ve dışın da anlamsız gelmeyecektir.

O zaman annenin anlattığı şeyler artık sıkmaz, senin de anlatacakların olur. Kocan akşam eve geldiğinde farklı paylaşımlarda bulunmak istersin. Ondan da farklı tepkiler alır, hiç beklemediğin bir şekilde sanal alemle senin aranda bir seçim yapmak zorunda kalır. Merak eder ve öğrenmek ister, hatta gururlanır, olmadı karşı çıkar. Ama ne olursa olsun dışın da anlam bulmaya başlar. İçimiz doldukça dışımızda dolmaya başlar, anlam bulur ve değer kazanır.

Başkalarını suçlamayı bırakıp, şikayet etmekten vazgeçtiğimizde kendimize döneriz. Farkederiz aslolanı, değişmeyi ister ve o zaman adım atarız. Kendimiz olmaya bir yol haritası belirleriz. İlişkileri geliştirmenin yolu kendimizi geliştirmekle mümkün olur. Sağlıklı sevgi dolu ve mutlu bir evlilik de anı biriktirmekle mümkündür.

Okuduğum kitapla ilgili paylaştığım sözler ve kendimce kattığım yorumlar Esin’in sorduğu sorulara bir cevap oldu mu bilemiyorum. Sıkıca sarılması ve “İyi ki varsın.” demesi benim için yeterliydi. Başımın ağrısı geçmişti. Sanırım öğrendiklerimi paylaşmak da bana keyif veriyordu. Hava kararmak üzereydi. İkimizin de kocaları akşam yemekte evde olunmasını önemsediği için biraz acele etmemiz gerekiyordu. Hafta sonu tekrar eşlerimizle birlikte buluşmak ve sevgiyle anı biriktirmek için sözleştik.

Güzel bir gün, sağlıklı huzurlu ve mutlu bir gelecek sizlerin olsun.
Sevgiyle ve aşkla…
21.10.2017

  Sosyal   Medyada   Paylaşın
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

Yorum yazmak için giriş yapmalısın