MAVİ / Nihat Mustul
MAVİ / Nihat  Mustul
19 Nisan 2018 Perşembe
nmustul@hotmail.com
KİTAP SAYFALARINDA KALMIŞ ÇİÇEK KURULARI

Neredeyse iki aydır, beynini yeterince kullanmayan, düşünüp düşünce üretmeyen, yalnızca önceden yaptıklarını yeniden yeniden yapan, beyin tembeli birisi oldum çıktım, sanki…
Sanki tutsağım birisine ya da birilerine, bir şeye ya da bir şeylere…
Zamanım soluksuz bir coşkuyla akıp geçse de, koskoca kış Göksu’su gibi boşu boşuna akıp gidiyor gibiyim, sanki…
“Su içmeye bile zamanım yok” denilir ya, o hesap, düşünmeye bile zamanım yok; oturup dakikalarca saatlerce düşünmüyorum, beynim bağdaş kurup oturmuş, daha önce düşündükleriyle yetinip keyif çatıyor, düşünmeyince de bir ağaç, bir hayvan gibiyim biraz, gürül gürül çalışıp yeni bir şey üretmeyen bir fabrikayım, sanki…
Örneğin gündüz güneşleyim, gece yıldızlarlayım… Yoksa bu mu beynimi durmadan tembelleştiren? Acaba diyorum, tersi olsa böyle bir tembellik olmayacak sanki…
Aklıma gelmiyor değil bütün bunlar. Ama beynim yeterince düşünmeme tadında bu sıralar…
Nasıl bir ilişkiyse bu, gözlerimden beynime yol yok…
Diyelim ki Silifke’deyim ve Göksu’yu seyrediyorum. O kadar! Yeterince terlemiyorum renginde, derinliğinde, uzunluğunda, tarihinde, denizi beslediğinde ve denizle beslendiğinde… Nasıl bir yüzeysellikse bu, ağaçların kabuklarında kalıyorum hep.
Bakın, emek harcıyor ter döküyorum yine, türlü türlü çiçek açıyorum yine, koşullar olgunlaşıp günü saati gelince yağmur yağıyorum yine…
Yani çuvalımdaki buğdayım beş yıllık, gözlerim taa geceden…
Görüyorsunuz yazım bile ikilemli…
Yeni yakında 11. kitabım çıkıyormuş; Batırık Hanım’mış adı da…
Ama içi kitap sayfalarında kalmış çiçek kuruları…
Bir de, sevgimi selamımı sevgisiz selamsız bırakmayın, beynim boş mu değil, dolu mu değil bugünlerde…
Ey bunca zamanımı coşkuyla çaldırdığım, beş adım ileriye gidemeyen!..
Az mı beklemiştim ikinci 12’leri…
Geçenlerde bir yerlerde yine yazmıştım; “ Küçücük bir erik, zeytin bahçem var. Satıp kurtulmak istiyorum. Ama bahçeye varınca da, bir trilyon verseler satasım gelmiyor” diye…
Bu durumumla bu durumum aynı değil ama…
Peki, yaşayarak özgürleşmek derinde mi, yüzeyde mi sizce?..
Kim demişti, “Cesurlar bir gün ölür, korkaklar her gün” diye?..
Bunlar çiçekçik de olsa, “Bunları nasıl yazabildiniz peki?”.
“Bulunmaz Hint kumaşı” olmadığını anladım gibi, ondan sanki…

  Sosyal   Medyada   Paylaşın
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

Yorum yazmak için giriş yapmalısın