LACİVERT / Şerife Ünüvar
LACİVERT / Şerife  Ünüvar
20 Mart 2019 Çarşamba
serife_unuvar@hotmail.com
KAZAKİSTAN VE ÇİMKENT GEÇMİŞE YOLCULUK

Kazakistan’ın Çimkent şehrindeki Miras Üniversitesi’nin ev sahipliğini üstlendiği 16. Uluslararası Türk Dünyası Sosyal Bilimler Kongresi nedeniyle Kazakistan ve Özbekistan’a yapmış olduğum seyahatlerimde ki gözlemlerimle, bu iki ülkenin genel olarak coğrafi özelliklerine, gelenek görenekleri ile yemek kültürlerine değinmek istiyorum.
Çok yoğun geçen bu gezinin notları tek bir yazının konusu olamayacak kadar fazla, o nedenle genel özellikler ile daha ziyade seyahatin Çimkent ayağını ele almaya çalışacağım. Buhara, Semerkant ve Taşkent şehirlerindeki izlenimler ise muhtemelen başka bir yazının konusu olacak.
Kazakistan’a çok uzun gelen bir uçuşla ve Hazar Denizi kıyısındaki Aktau şehri aktarmasından sonra ulaştık. Bizim saatimize göre onların saatlerinin üç saat ileri olması, uzun beklemeler ve aktarmalı uçmamız, konforsuz uçaklar nedeniyle yolculuğumuz tahminimizden çok daha uzun ve yorucu geçti.
Kazakistan beş ülke ile sınırları olan bir ülke. Yüzde yetmişi çöl olan bu ülkenin semalarında uçağın camından bakarken hayli şaşkındım. Hiç yeşillik gözükmüyordu. Çektiğim fotoğraflar hep bombozdu. Aktarmalı olarak bindiğimiz son uçaktaki yolculuğumuzda iki saatlik mesafe süresince neredeyse hep çöl üzerinde yol aldık. Bu kadar uzun süre çöl üzerinden uçtuktan sonra nihayet sabah saatlerinde Kazakistan’ın çok nüfuslu tarihi ipek yoluna yakın olan Metropol kentlerinden Çimkent’e indik. Geldiğimiz yer ise uçakta gördüklerimizin tersine adeta dümdüz bir vaha ve yemyeşil cennet gibi olan bir şehirdi.
Havalanında bizi çok hoş, kırık bir Türkçe ile konuşan sempatik, çok nazik, güler yüzlü bir ekip karşıladı. Hemen oracıkta, otobüsün yanında hazırladıkları çay ve ikram sunumu ile yorgunluğumuzu alıp zarafetleri ile bizi mest ettiler. Öncelikle Panoramik bir şehir turu yapıldı. Otele geldiğimizde de içeri girer girmez bizleri, çok içten ve samimi otel personeli aynı şekilde yine Kazakistan’ın ikram çeşitleri ile karşıladılar. Bunlar grubu çok memnun eden güzel jestlerdi. O kadar uzun ve yorucu yolculuğun üstüne bu şekilde karşılamalar hepimize çok iyi geldi, adeta yorgunluğumuzu aldı götürdü. Kendimizi vatanımıza gelmiş gibi mutlu ve huzurlu hissettik. Tabi bu duyguda birazda bu topraklarla ilgili olarak genlerimizde var olan hissiyatın etkisi de inkar edilemezdi.
Otobüste şehir turu yaptığımız sırada şehir merkezine gelmeden görülen kırsal kesimdeki binalar genellikle tek katlı veya iki katlı yeşillikler içinde sakin, düzenli ve bahçeli evlerden meydana gelmiş, göze hoş gelen gayet şirin yapılardı. Bu evlerin çatıları aliminyum ve çinko ile kaplanmıştı. Ev geniş bahçelerin yeşilliği içine gömülmüş şekildeydi. Herkes kendi sebzesini ektiği için burada bahçe ve bahçenin büyüklüğü çok önemliymiş. Merkezdeki yeni evler ve resmi yapılar hariç evler çoğunlukla bakımlı ya da alıştığımız anlamda çok modern olmamakla birlikte hoş ve gözü yormayan bir düzen içindeydiler.
Rusya zamanında mutfağı ortak olan küçük sosyal konutlar yapılıyormuş. Son yıllarda ise evler ve mutfaklar artık daha büyük yapılmaya başlanmış. Bazı evlerin yola bakan pencereleri ayrıca örülerek kapatılmıştı. Yine mahremiyet ve şıklık adına evler ile genellikle tüm yapıların caddeye bakan yol taraflarında uzun duvarlar vardı. Hem mahremi koruyor hem de süsleri ile caddelerde güzel bir ortam yaratıyorlardı. Bu duvarlar tahta, briket (pirket), duvar örme, alüminyum ya da metal levhalar, tel örgüler veya beton gibi çeşitli malzemelerle yapılmıştı. Rengarenk boyalı veya toprak renkliydiler.. Ya da sarmaşık gibi çiçekler veya renkli desenler ile kaplanmışlardı. Bu nedenle evlerin ve üretim yapılan eski atölye tipi yerlerin ön tarafları direk olarak yoldan gözükmüyordu. Evlerin önleri de çok bakımlı ve rengarenk çiçek bahçesi gibiydi. Bu duvarların eve bakan tarafları ile evlerin arası ise ayrıca mahalle içi yaya yolu olarak bırakılmıştı.
Yol boyunca caddeler çiçekli ve yemyeşildi, insanda hep yürüme isteği uyandırıyordu. Tüm şehir içi yollar ve ana caddeler çok geniş, çok sakin ve çok ağaçlı ve çok temizdi. Hepimiz çok beğendik. Orta refüjler neredeyse iki şeritli yol sığacak kadar genişti. Cadde kenarlarına açık su arkları, yaya kaldırımı ve bisiklet yolları yapılmıştı. Bunlar yeşillik genellikle ağaçlar, su arkları, yaya yolu, yeşillikler, bisiklet yolu şeklinde birbirinden bağımsızdı ve birbirlerine paralel şekilde sıralanıyordu. İnsanlar çoğunlukla bu rahat, çiçekli ve yeşilin her tonuna sahip yollarda keyifle yürüyorlardı. Şehir planlaması çok güzeldi. Bazı yerlerde ana cadde kenarlarında seyyar satıcılar bulunuyordu.
Okullar Eylülde yeni açılmıştı. Okula giden kız öğrenciler şık, tertemiz, jilet gibi tiril tiril formaları ve saçlarındaki bol kurdeleleri ile adeta ışık saçıyorlardı. Kurdeleleri neredeyse kafalarından büyük olan bu pırıl pırıl kızlar papatyalar gibi çok güzel görünüyorlardı. Eğitim Lise sona kadar zorunluymuş, öğrenciler okula servis olmadan kendi başına ya da gruplar halinde gayet efendice yürüyerek gidiyorlardı. Nüfusu artırmak için devlet destek olarak çok çocuklu ailelere ev ile yeni doğana iki yaşına kadar bebek için bebek bezi, süt ürünleri ve bir miktar da para veriyormuş.
Çimkent 1.170 kilometre karelik alanı ve bir milyonu geçen nüfusuyla Kazakistan’ın üçüncü büyük kenti ve Türkistan bölgesinin önemli şehirlerinden toprağı neredeyse Türkiye kadar. Şehir göçebe bir geçmişe sahip, güney Kazakistan Eyaletinin yada yeni ismiyle “Türkistan Eyaletinin” merkezi olan 14. asırda kurulan, ilk şehirleşmenin olduğu yerlerden birisi. Ruslar burayı 1864’de su borularının içinden geçerek ele geçirmişler. Ruslar geldikten sonra planlı şehirleşmeye geçilmiş, 3-4 şeritli yollar ile çok geniş su kanalları yapılmış. Çimkent’in sekiz tane gez gez bitiremeyeceğiniz kadar büyük, asırlık ağaçları ve yemyeşil doğası, onlarca çiçekleriyle size huzur vadeden geniş parkları var.
Şehirde sarı renkli olan gaz boruları ile mavi renkli su boruları toprak altında olmadan açık şekilde yol kenarlarından geçiyor. Her hangi bir aksaklıkta hemen müdahale edilebilinsin, arıza kolayca bulunsun diye toprak altına gömülmemişler. Burada gaz ve su çok ucuz. Eskiden şehrin yakınlarında dünyanın kurşun ihtiyacının çoğunu karşılayan kurşun farikası varmış ölüm kurşununa karşın şehrin adı yeşillik ve yeşerme anlamına gelen Çimkent olmuş.
Kazakistan’ın Türkistan bölgesinde İsteyen görme engellilerin beraber kaldıkları yerler bulunuyor, buralara yakın yollarda sürücüleri uyaran bu çevrede görme engellilerin olduğunu anlatmak için gözlük resimleri var. Otobanlarda 50 ile 70 km hız ile gidiliyor, hız yapılmıyor. Yerleşim yerinde ise hız en fazla 50 km. Yollarda Kazakça desenler kullanılmış bazen yanlarda, bazen üst tabelalarda. Genellikle mavi renkli ve yuvarlak biçimli desenler görülüyor. Özbekistan’da ise daha çok çiçek desenleri kullanılıyor. Lale motifi Çimkent’in simgesi. Bağımsızlık ilanından sonra şehre bir meydan yapılmış ve önceden tek bir Avm varken bağımsızlıktan sonra pek çok Avm açılmış.
İnternet çok yaygın. Elektronik eşya Çin’e yakın bölge olduğu için çok fazla. Resmiyette Kazakça ve Rusça olmak üzere iki dil var. Kril alfebesi kullanılıyor. Kazak nüfusunun %70 müslüman. Müslümanlık ve Hristiyanlık en yaygın inanç. Şehirde sanat ve spora çok önem veriliyor. İki büyük tiyatro, müzeler ve hayvanat bahçesi bulunuyor. Her mahallenin kendine özel tiyatrosu ile spor kompleksi ve düğün salonları var. Düğünler önceden evlerde yapılırken şimdiler de buralarda ki düğün salonunda yapılıyormuş. Düğünün ertesi günü kızın babasının ahaliye ve oğlan tarafına vermesi adet olan pilav yemeği sabah namazının arkasından burada veriliyormuş. Her çeşit müzik, dans, eğlence, her çeşit güzellik ve sanat çok fazlasıyla hayatlarında. Düğünler bin kişi civarında kalabalıklarla yapılıyor, dört beş çeşit ana yemek ikram ediliyor, masalar çok fazla donatılıyor. Yemekler, kıyafetler, masalar, mobilyalar hepsi de çok şaşalı. Kız evine başlık ya da süt parası adı altında para veriliyor. Söz kesildikten sonra mobilya benzeri tüm konular konuşuluyor. Taşkent’te ise tüm mobilyayı kız tarafı yapıyormuş. Kız kaçıran kaçırdığı kız ile evlenmek zorundaymış.
Kazakistan’ın Türkistan bölgesinde bulunan Ahmet Yesevi Türbesine yaptığımız ziyarette yüzyıllar öncesi zamanlara sanki Kaf dağının arkasına gittik. İslamı ilk net anlatan kişi olan Türk mutasavvıf ve şairi Ahmet Yesevi Hoca tarih net olmamakla birlikte 1093 de Sayram şehrinde doğmuş, 1166 senesinde de vefat etmiştir. Onun zamanı bilimin geliştiği dönem olmuştur. Türbesi 1389 da büyük Timur İmparatorluğu zamanında Timur tarafından çok eski bir yerleşim yeri olan Yesi’de yaptırılmış. Etrafında Cami, hamam, çilehane ve türbelerin de olduğu geniş bir külliye Türkistan Bölgesinde bulunuyor. Şimdi türbenin bir bölümü müze yapılmış. Görülmeye değer şahane bir yapı, ahşap ve çini işçiliği, görsellik mükemmel, yüksekliği 38,7 metre devasa bir türbe, 2002 yılında Unesco tarafından Dünya Tarihi Eseri olarak kabul edilmiş. Türbenin yapımı için mimarı, sıvacıları, taş ustalarını ve mozaikleri farklı yerlerden özel olarak getirilmişler. Timur yapının kubbe gibi olan bazı yerlerine hususi katkı yapmış ama kendisinin ölümü ile türbenin yapımı yarım kalmış. Daha sonraki zamanlarda tamamlanmış. 1939 da Kazakistan ile yapılan bir anlaşma ile yenileme işini Türkiye üstlenmiş. Ahmet Yesevi Türbesi insanı hayranlık içinde bırakan yüzyılların muhteşem mimarisini bünyesinde barındırıyor. Yeni mimariyi temsil eden üniversitelerde çok görkemli yapılar. Türbelerin her biri ayrı ayrı güzel. Camilerde minareden ziyade kubbeler hakim. Hem çok modern, hem de geleneksel muhteşem mimari eserleri bünyesinde sergileyen bir ülke. Mimarisi, eski ve yeninin harmanlanmış hali görülmeye değer güzellikte. Normal halk mezarları anıt mezar gibi.
Büyük yerleşim yerlerinin dışında halk hala göçebe şeklinde yaşamını sürdürüyorlar. Kırsalda halkın tarım ve hayvancılık başlıca geçim kaynağı. Kırsalda yolculuk yaparken çevrede otlayan at ve deve sürülerine rastlıyorsunuz. Kara iklimi hüküm sürüyor. Arazi yer yer çok kıraç, çöl, çölümsü ve dümdüz. Buraları gezerken kendinizi adeta geçmiş yüzyıla ait hissediyorsunuz. Bazen geçmiş yüzyılda mı yoksa şimdi ki zamanda mı olduğunuzu bile karıştırdığınız oluyor. El değmemiş doğası, çölleri, develeri ve deve sürüleri… Uçsuz bucaksız toprakları ile harika yerler. Çöllerde tepe olmadığı için safari yapılamıyormuş. Hala çoğu kırsal yerde kullanılan Çadır (yurd)ların içleri çok güzel, geleneksel motiflerin hakim olduğu eşyalarla göz alıcı şekilde ve işlevsel döşenmiş. Çadırların yapımında kışın sıcak, yazın serin tutma özelliği olan keçeler kullanılıyor.
Göçebe toplum olmalarından kaynaklı olarak hayvansal gıda ağırlıklı besleniyorlar. Koyun ve keçinin yanı sıra at ve bazen deve eti de tüketiliyor ama koşan değil beslenen at. Koşan at eti çok yağsız olduğu için tercih edilmiyor. Atın sucuğu da yapılıyor ve çok kullanılıyor. Kazakistan, Türkistan, Özbekistan gezilerinin tamamında yenilen ve tadılanlar ile sofralara kısaca değinecek olursak; yemekler çok çeşitli ve çok büyük porsiyonlar şeklinde ikram ediliyor. Yemekte kullanılan tabak ve kaseler hep kendilerine has desenlerle süslenmiş. Masalarda yemek sunumları çok çeşitli ve fazlasıyla, dolu dolu. Yemekler, salatalar, turşular ve meyve çeşitleri çok fazla, sofralar alabildiğince zengin. Çikolata ve kuruyemiş çeşitleri başköşede sofraların vazgeçilmezlerinden. Miras Üniversitesi, Ahmet Yesevi Üniversitesi ve Türkistan Valisinin konukların onurlarına verdikleri yemeklerin mekanları da çok geniş, çok gösterişli ve muhteşem ve çok şık yerlerdi. Çeşitli müzik, dans ve gösteriler ile de gözlerimizle, ruhlarımız bayram etti.
Yemeklerin çoğunda et kullanılıyor. Et yemeklerin olmazsa olmazı. Hemen hemen her öğün sevilerek yenilen, at eti suyunda pişirilen altı sade hamur döşeli, su böreği hamuru gibi, üstü dolu dolu et olan meşhur Beşparmak yemeğinde de et çok kullanılıyor. Konuklara Miras Üniversitesinin bahçesinde yemekhanenin hemen önünde, büyük bir kazanda şöhreti sınırları aşmış Özbek pilavı yapılış aşamaları gösterildi. Havuç, soğan ve pirinçle pişen Özbek pilavının üzeri de bol etli ve çok da lezzetliydi. Yerinde daha mı güzeldi ne?..
El Açması hamurla yapılan içinde soğan ve kuşbaşı et olan tandırda veya fırında pişen etli Samsa (somsa) böreği Türkiye’de ki talaş böreğini benziyordu. Yufkaya sarılarak pişirilmiş köfteler de ikramlar arasındaydı. Patates ve et yine tencere yemeklerinde çok kullanılmıştı. Bişi, simit ve açmanın çeşitleri hemen hemen her sofrada ve öğünde vardı, hepsi de fazlasıyla albeniliydi. Ekmekler çok şekilli, çeşitli renklerle süslenmiş ve açma benzerindeydiler. Hamurları aynı, fakat yapım şekilleri çok çeşitli ve görünüşleri birbirinden farklıydı. Ekmekleri hala kullanılan, gazla çalışan tandırlarda yapıyorlardı. Peynirli pideler de ikramlar arasındaydı. Yeşil çay küçük, kulpsuz kaselerde ve her yemeğin yanında içiliyor, değişik meyvemsi lezzette ve neredeyse su niyetine her daim tüketiliyor. Almanlar çayı süt ile içiyorlar. Kahve kültürleri pek yok. Deve sütü ve Kısrak sütünden yapılan hafif alkollü, ekşilik derecesi yapılma aşamasında isteğe göre değişen, ekşimsi, mayalı, şifa niyetine kullanılan çok eski bir Türk içkisi olan hala Orta Asya halkı tarafında çok tercih edilen Kımız da çok tüketiliyor. Somon balığı, kağıt kebabı, füme veya kızartma şeklinde bolca sofralarda bulunuyor. Dondurma ve baklava tatlı olarak ikram ediliyor. Yoğurt sunumlarında genellikle pasta aparatları ile şekil verilmiş. Nar tanesi ile süslenmiş meze gibi servis ediliyor. Yemekler genelde salçasız yapılıyor veya salça çok az kullanılıyor. Dolma ve köftede tavuk kıyması da kullanılıyor. Çorbalar çok çeşitli, sebzeli, tahıllı, bakliyatlı ve genellikle kalabalık içerikli. Sofrada el değmemiş olan ikramlardan arzu eden misafirler giderken yanlarına da alsınlar diye bazı yerlerde kap yada poşet bile dağıtıldı. Domuz yenmiyor, domuzu sadece Ruslar tüketiyor ve onlarda domuzu kendileri yetiştiriyormuş. Bu nedenle domuz eti her yerde bulunmuyor.
Bağımsızlık ilanından sonra burada ilk iş yerlerini Türkiye’den gelen Türkler açmışlar. Sahipleri Türk olan oteller, çeşitli işyerleri ve görebildiğim kadarıyla birde Ankara lokantası vardı. Genlerimde var olan duygusal bağ ve yakınlığın yanı sıra şehrimin ismini lokantada görünce Kazakistan’a olan hissiyatım ve sevgim sanki bir kat daha arttı gibi oldu.

  Sosyal   Medyada   Paylaşın
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

Yorum yazmak için giriş yapmalısın

istanbul escort mersin escort ankara escort escort istanbul istanbul eskort turk porno indir porno indir turk porno istanbul escort beylikdüzü escort samsun escort izmit escort mersin escort antalya escort gaziantep escort malatya escort maltepe escort ortaköy escort şişli escort etiler escort kadıköy escort bakırköy escort

bahis siteleri

ataköy escort

bahis siteleri

matbet

lotcasino.com

bahismobilodeme.com

domingossport.com

mobilbahisodeme.com

milanobet

deneme bonusu veren siteler

uzmanwin.com

mobil ödeme bahis

tipobet

canliturkcasino.com

betcosport.com

escort istanbul