MAVİ / Nihat Mustul
MAVİ / Nihat  Mustul
29 Ocak 2020 Çarşamba
nmustul@hotmail.com
İSTANBUL GÜNLÜĞÜ / 1

Peyami Safa gazete değiştirir. Yeni işvereni sorar, “Ne istersin?” der. “Kısa olursa 10, uzun olursa 5 isterim” der o da. Kısalık konusunda Peyami Safa’ya uymaya çalışıyorum ben de…
11 Ocak 2020… Bu yıl İstanbul’daki ilk günüm. Evin olduğu yer masal parçası. Dışarıya çıkacağım, duraktayım, gelen otobüse biniyorum… O da ne!?.. Elimde çantam yok, durakta unutmuşum! İyi ki 300 metre ancak gittik daha. Olan hızımla iniyor, olan hızımla koşuyorum. Yerinde duruyor çantam ve derin bir oh çekiyorum. 10 metre ileride de iki kadın bir delikanlı bekleşiyorlar, bir gözleri hışımla varan bende, bir gözleri çantada. “Çanta sizin mi?” “Benim.” “Bomba olabilir diye yaklaşamadık.” “Gelin size bir çay içireyim öyleyse!..” “Yok, siz konuksunuz, biz içirelim.” İçiyoruz. Kadının birisi tiyatrocu, Nazım’dan ve Ahmet Arif’ten şiirler okuyor bana. Mut Çıtlık armağan ettim ben de kendilerine…
İstanbul’da en büyük giderim ulaşım giderlerimdi. İçimde bir ikilem; “65 yaşıma gelmeseydim de, ulaşım giderlerim dünyaları tutsaydı”, “Ulaşımım parasız olsun da, 65 yaşıma gelirsem geleyim!..”
12 Ocak… Haydi Kartal’a, Yazar Hasan Aydın’ın yanına, söyleşi ve imza etkinliğine… Haydar Ergülen ve Şükrü Erbaş’a yetişebiliyorum ancak…
13 Ocak… Hurraaa, Edirne!.. Camilerin, nehirlerin ve köprülerin kenti… Ama otogarıyla sınıfta kalmış! Bir savunman (avukat) gezdiriyor Edirne’yi bana. Ve gezdirdiği her yeri öyle bir güzel anlatıyor ki, şaşırıp kalıyorum derin bilgisine. Bizim Mut bilgimiz, Mut’un tarihi hakkında anlatacaklarımız ne kadardı peki? Utanıyorum açıkçası ve şunları yazmak durumunda kalıyorum: Yalnızca çiçek açıyorum ben/ Dallarımı, köklerimi pek bilmiyorum.
Akşama yeniden İstanbul’dayım…
Belediye otobüsünün içi tıklım tıklım, dışı da. Sürücü yalvarır gibi, “Lütfen biraz ilerler misiniz!” Kımıldama yok kimisinde. Ben de içimden diyorum ki onlara, “Dışarıda kalan siz olun!..”
Eytişimsel (diyalektik) bir döngü olsa da, anne hakkının ödenemez olduğunu ne çocukluğumda ne de çocuklarımda anlayabilmişim yeterince. Yaşım yenice ‘kemale ermiş’ ki, torunum olunca bugünlerde anlayabildim bunu ancak…
14 Ocak… Ver elini İzmit!.. Gönüllü bir Mut Çıtlık kahramanı var orada, Mustafa Akkulakoğlu…
Ama bir rekor kırıyorum geriye dönerken. Belediye otobüsüyle 2.5 saat ayakta geliyorum.
İstanbul’u seyrediyorum da, hiçbir insan başyapıtı hiçbir doğa başyapıtı (aslında doğanın bütün yapıtları başyapıttır) kadar emek ürünü değildir…
İstanbul’a “Yedi tepeli şehir” deniliyordu eskiden. Topkapı Sarayı Tepesi, Çemberlitaş Tepesi, Beyazıt Tepesi, Fatih Tepesi, Yavuz Selim Tepesi, Edirne Kapı Tepesi, Mustafa Kemal Paşa Tepesiydi bunlar da. Ama şimdi 77’yi bile geçiyor İstanbul tepeleri. İşte aklıma geliverenler: Göztepe, Maltepe, Esentepe, Gültepe, Tavşantepe, Yeşiltepe, Şirintepe, Gayrettepe, Adatepe, Sancaktepe…
İstanbul’un gece ışıklarıyla dolsam/ Bir gezi direnişi yapar mıyım ki?..
İstanbul Boğazı serpiyorum Mut sokaklarına, Mut deresine…

  Sosyal   Medyada   Paylaşın
  • Site Yorum

Bir yorum bırak

Yorum yazmak için giriş yapmalısın

istanbul escort

şişli escort şirinevler escort

buy Instagram comments

bahis siteleri